Parçalanmış zamanların tanımlayamadığım herhangi bir köşesindeyim. Ayaklarımın altından kayan, beni her seferinde bambaşka labirentler,duvarlar,köprüler,harabeler,köşeler ve caddelerle yüz yüze getiren zaman bu kez bambaşka bir oyunun derdinde. Baş rolde ben, gerisinde tanımadığım diğer tenler.
Tam bir yıl önce çözümleyemediklerimi artık unutulmuş , değersiz sökükler halinde barındırıyorum benliğimde. Çözümlediklerimi özümseme evresinde, iğrendiğim zaman kavramından medet ummadan kasılıyor kalbimin karıncıkları ve kulakçıkları.
Elde ettiğim oyuncaklarım, ele geçirmek için uğraştıklarım ve bir kenarda unuttuğum bir zamanların en gözde kahramanları.
“Mutlu musunuz?” sorusuna içten bir gülümsemeyle karşılık verebiliyorum artık. Gözlerimdeki ışık daha saf değil eskisinden, sadece daha katı, daha can yakıcı, daha acımasız. Sanki yıllardır okumak için uğraştığı tabletlerdeki yazıları en sonunda anlayabilen bir arkeolog gibi bilgece, cesurca bakıyorum insanlara.
Tahminimden daha çok mutlu olma olasılığımı hesaplıyorum. Günlere bölüyorum toplam hasılamı, ağlamıyorum. Hem de hiç…
Zaman, hala kendisiyle kavgalı olduğum bir olgu olmasına rağmen küçük ve beklenmedik oyunlarıyla işbirliği yaptığı kaderimle birlikte beni gülümsetebiliyor.
Eskiden sevdiklerimi artık sevmiyor ve bir zamanlar sevmediklerimi sevmeye başlıyorum. Kum saatinin ters çevrilmişi gibi hissediyorum hayatımı böyle zamanlarda. Kumlar, daha önce tahmin etmediğim bambaşka boşlukları dolduruyorlar.
Hiç vazgeçmediğim aynalar beni daha güzel, daha olgun gösteriyorlar. Daha cesur, daha bilinçli, daha sevgili……
Tam bir yıl önce çözümleyemediklerimi artık unutulmuş , değersiz sökükler halinde barındırıyorum benliğimde. Çözümlediklerimi özümseme evresinde, iğrendiğim zaman kavramından medet ummadan kasılıyor kalbimin karıncıkları ve kulakçıkları.
Elde ettiğim oyuncaklarım, ele geçirmek için uğraştıklarım ve bir kenarda unuttuğum bir zamanların en gözde kahramanları.
“Mutlu musunuz?” sorusuna içten bir gülümsemeyle karşılık verebiliyorum artık. Gözlerimdeki ışık daha saf değil eskisinden, sadece daha katı, daha can yakıcı, daha acımasız. Sanki yıllardır okumak için uğraştığı tabletlerdeki yazıları en sonunda anlayabilen bir arkeolog gibi bilgece, cesurca bakıyorum insanlara.
Tahminimden daha çok mutlu olma olasılığımı hesaplıyorum. Günlere bölüyorum toplam hasılamı, ağlamıyorum. Hem de hiç…
Zaman, hala kendisiyle kavgalı olduğum bir olgu olmasına rağmen küçük ve beklenmedik oyunlarıyla işbirliği yaptığı kaderimle birlikte beni gülümsetebiliyor.
Eskiden sevdiklerimi artık sevmiyor ve bir zamanlar sevmediklerimi sevmeye başlıyorum. Kum saatinin ters çevrilmişi gibi hissediyorum hayatımı böyle zamanlarda. Kumlar, daha önce tahmin etmediğim bambaşka boşlukları dolduruyorlar.
Hiç vazgeçmediğim aynalar beni daha güzel, daha olgun gösteriyorlar. Daha cesur, daha bilinçli, daha sevgili……