Bu korkular içinde endişe ağrıları ile kıvranırken kimseye derdimi anlatamamam, içimdeki kötücül hisleri iki katına çıkardı, sonunda dayanamayıp ağladım. Sonra duş aldım, giyindim, dışarı çıkıp kendime küçük bir defter satın aldım. Her zaman yanımda taşıyacağım bu deftere anlık hisler yazacaktım. Şimdi ise defter uzaktan bana bakıyor, ilk birkaç sayfası dolu, gerisi boş. Yazacaklarım tükenmiş gibi, aklım bomboş.
Bu zor dönemimde elimden tutacak özel biri olsun istemiştim, istemiştim ki içimi rahatlatacak tatlı sözlü bir adam destek olsun.
Hayatımın hiçbir evresinde bana destek olan bir adam olmamıştı, hep kendimle, hep defterlerimle, sözcüklerimle avunmuştum. Çocuktum, genç kızdım, kocaman kadın oldum. Hiçbir şey değişmemiş gibi, hala aynı aynalara bakan aynı gözler. Aynı gözlerden medet uman aynı ben..
Yalnızlığın daha kaç türü , kaç yolu var?
Öfkeli değilim artık, kinim de yok. Affetmediklerimi çoktan affettim. Sadece haberleri yok affedildiklerine dair.
Hissettiğim tatlı bir özlem.. Öyle tatlı ki, mail kutumu her açışımda içimde aynı heyecan dalgası beliriyor, günüm ne kadar kötü ne kadar çileli geçerse geçsin, aynı hop etme. Bir mail, yaşadığına dair birkaç sözcük, hatta bir tek sözcük bile yeter.
Aynı özlemin acı dolu olanına da rastlıyorum kimi zamanlar, kendime fazla geldiğim gecelerde en çok. Ya da paylaştığımız eski bir şarkı çıktığında radyoda...
Onun kadar bana yakın olabilecek birine rastlamayı çok isterdim.
Ya da birkaç sözcük mail kutuma..
...........
"Hastayım, yorgunum, seni bekliyorum ve zaman akışta..." (Vedat Sakman)