bundan iki sene önceydi...
taximde bir cafe, elimizde biralar, mevsim güz, akşamüzeri...
bana dedin ki " eve gidelim, ben dizlerine yatayım sen de saçlarımla oynayıp sarıl bana..."
gülümsedim sadece, bilmiyordun ki ben o an içimden bavullarımı toplayıp senden gitmeye hazırlanıyordum. garip bir ruh haliydi,seni son kez görüyordum. bavullarımı topladığımdan hiç haberin yoktu, beni yeniden öpemeyecek olman aklının ucundan bile geçmiyordu.
ne sana acıdım o an, ne de kendime. yol ayrımı diye buna denirdi işte. hayatımın bir köşesinden dönüyordum ve arkamdaki küçük ve kısa sokakta seni bırakıyordum. ana caddeye çıkmalıydım, beni bekleyen başka koşturmacalara atılmalıydım. seninle maceram bitmişti ama bunu sana anlatamamıştım. küçüktüm aslında, sana anlatamadığım çok şey vardı daha. belki de beni hiç tanıyamadın. bunları yazmamın bir nedeni var, işte şimdi yine yol ayrımındayım.
bu seferki biraz daha farklı, çünkü ana caddelerde gezinirken yanlışlıkla ismi "aşk" olan çıkmaz bir sokağa saptım. korkmadan yürüdüm sonuna kadar, kimler karşı çıkmadı ki bana bir bilsen, en sonunda ne mi oldu? tabii ki duvara çarptım, yüzüm gözüm patladı, kalbim sakatlandı,ruhum beni bırakıp kaçtı...
çarptığım o duvarında dibinde kalmayı değil, kalkıp yürümeyi denemeyi seçtim. güzergah yine ana caddeydi. bu kez çok yara almıştım, neden bu derece incinmeyi göze aldım hatırlamıyorum.
hala yaralarım var, bir bilsen her gece ağladığımı bana kızardın değil mi?
haklısın..
ben senin arkandan hiç ağlamamıştım. demek ki geçen iki senede değişime uğramışım.
ne diyebilirim ki.....