
masamın üzerini kaplayıp bana çalışmak için hiç yer bırakmayan kocaman turuncu daktiloyla kavgalıyız bu aralar. şiddetli geçimsizlik çekiyoruz. ben onu anlamıyorum o da beni anlayamıyor. hızlı yazmaya çalıştıkça ben, o yavaşlatıyor. parmaklarımı acıtıyor, tuşları çok sert. ikide bir mürekkepli rulosu kayıyor, kapağını açıp baktığımda da "ayıp, terbiyesiz kız, ben seni soyuyor muyum böyle çırılçıplak,kapa çabuk" diye bana bağırıyor. gerçi ben de arsızım tabi "soy bana ne" diye insan cevap verir mi hiç daktiloyaya...
birkaç gündür aklımda hep aynı şarkı çalıyor, hani popüler bir melodi olur onu anlarım takılmıştır aklıma falan ama bu seferki öyle değil, komik çok komik!
bilin bakalım hangi şarkı, muazzez abacı'dan "bu akşam hüzünleri evde bıraktım, körkütük sarhoş oldum umrumda değil, seni kucakladığım yerde bıraktım...vs."
sarhoş olma meselesine de gelmek istiyorum. en yakın arkadaşım "alkolik" olmamdan korkuyor. haksız da değil aslında. içkiye düşkünlüğüm var, çok seviyorum. bence insan katlanabilmek için bazı şeylere ya da hayatın tümüne, azıcık sarhoş olmalı. alkol kötü birşey değil.
sigaraya başlamamamın nedeni de iğrenç kokusu. eğer çilek kokulu sigara yaparlarsa gidip kutularca satın alırım böylece kendimi bir başka yönden zehirlemeye başlarım dilediğim gibi.
biliyor musun, insanların neden sigaraya başladıklarını, hangi amaçlarla içtiklerini daha iyi anlıyorum artık.
yok korkmayın, sigaraya başlamayı düşünmüyorum henüz...
şu an akşamüzeri, elimin altında bir film var birazdan izlemeyi düşünüyorum.
özlemini çektiğim şeyleri unutabilmek için...