Yazmasaydım da olurdu belki. İçimden sökülenleri gelişigüzel bir kutuya koyar saklardım böylece. Ama olmuyor ki , dokunsam dökülüverecek ağaçlar gibi kalbim. Canlılığını ve güzelliğini kaybetmiş mevsimle birlikte. Dönüyor dünya, dönüyor ya günler, dönüyor işte aşklar başlangıçlarından sona.
Sana yazmasaydım da olurdu, eminim şimdi. Biliyorum bitti. Artık ummuyorum hiçbir şey. Hani rüyalarım vardı, uykularımda gülümseten beni. Rüyalarım, sayfalarım, kelimelerim, öykülerim… hiçbiri yok artık.
Sana anlatmak için saklamıyorum detayları, senin için gülümsemiyorum objektiflere. Aklıma sen gelmiyorsun kahve fallarında. Nazım hikmet’i sensiz daha fazla okuyorum.
Yalnızlık kalelerimde, limanı olmayan o kıtada rüzgarlı ve yıpratıcı bir mevsimde kaldım şimdi. İstemiyorum, gelme. Bize ayrılık düşüyor bu öyküde. Üzülmüyorum artık sen buralarda yoksun diye. İyiyim ben. Fotoğraflarıma baksana, mutluyuz arkadaşlarımla.
Başka adamları beğeniyorum üstelik. Yok çaresiz değilim. Aşklar biter demiştim sana. Bitiyor zamanları dolunca. Ben de senin kadar duygu arsızıyım.
Ben hep yalnız oldum. Kalabalıkların içindeyken bile dondurucu bir yalnızlığı tattım hiç durmadan. Sen varken, daha önce hiç olmayan bir şey oldu. İlk kez o dondurucu yalnızlığın kırıldığını hissettim. İşte o nedenle çok ağladım gittiğinde.
Zaman…
Zaman istediğinde ne kadar da çabuk geçiyor değil mi? Doğum günüm de geçti. İyi dileklerini iletmedin bu sene bana. İletmiş olsan bile kabul etmezdim inan.
Şimdi dondurucu yalnızlığımla dost oldum. Bak fotoğraflarıma dünya kadar arkadaşım var. Mutluyuz. Eğleniyoruz. Seninle hiç tavla oynamadık ama tavlayı öğretiyorlar bana. Her ne kadar onları çileden çıkarsam da.
Dönüyor dünya.
Geçiyor işte günler, aylar.
Aşkına ihtiyacım yok.
Seninle giden kaybettiklerimi yeniden kazansam yeter.
… ve işte hayat böyle sürüp gider.
Hoşça kal.
Sana yazmasaydım da olurdu, eminim şimdi. Biliyorum bitti. Artık ummuyorum hiçbir şey. Hani rüyalarım vardı, uykularımda gülümseten beni. Rüyalarım, sayfalarım, kelimelerim, öykülerim… hiçbiri yok artık.
Sana anlatmak için saklamıyorum detayları, senin için gülümsemiyorum objektiflere. Aklıma sen gelmiyorsun kahve fallarında. Nazım hikmet’i sensiz daha fazla okuyorum.
Yalnızlık kalelerimde, limanı olmayan o kıtada rüzgarlı ve yıpratıcı bir mevsimde kaldım şimdi. İstemiyorum, gelme. Bize ayrılık düşüyor bu öyküde. Üzülmüyorum artık sen buralarda yoksun diye. İyiyim ben. Fotoğraflarıma baksana, mutluyuz arkadaşlarımla.
Başka adamları beğeniyorum üstelik. Yok çaresiz değilim. Aşklar biter demiştim sana. Bitiyor zamanları dolunca. Ben de senin kadar duygu arsızıyım.
Ben hep yalnız oldum. Kalabalıkların içindeyken bile dondurucu bir yalnızlığı tattım hiç durmadan. Sen varken, daha önce hiç olmayan bir şey oldu. İlk kez o dondurucu yalnızlığın kırıldığını hissettim. İşte o nedenle çok ağladım gittiğinde.
Zaman…
Zaman istediğinde ne kadar da çabuk geçiyor değil mi? Doğum günüm de geçti. İyi dileklerini iletmedin bu sene bana. İletmiş olsan bile kabul etmezdim inan.
Şimdi dondurucu yalnızlığımla dost oldum. Bak fotoğraflarıma dünya kadar arkadaşım var. Mutluyuz. Eğleniyoruz. Seninle hiç tavla oynamadık ama tavlayı öğretiyorlar bana. Her ne kadar onları çileden çıkarsam da.
Dönüyor dünya.
Geçiyor işte günler, aylar.
Aşkına ihtiyacım yok.
Seninle giden kaybettiklerimi yeniden kazansam yeter.
… ve işte hayat böyle sürüp gider.
Hoşça kal.