
Önce heceleri,sonra sözcükleri en son da cümleleri sildim mektuplardan. Sonra yansımamı kazıdım aynalardan. Geride gölgem kaldı bir tek, benden ayrılmayı diliyormuş, serbestsin dedim. Sonunda o da ayrıldı hakimiyetimden.
Yıldızlarla kaldım baş başa. Bir ağustos gecesinde verandada uzandığımı hatırladım tek başıma, başucumda asılı usulcacık duruyorlarmış gibi, dudaklarımdan dökülen her sırrı sonsuza dek taşıyacaklarmış gibi bakıyorlardı bana. Gözlerimi kapıyorum ve yıldızları hissediyorum düşlerimde.
Yaşama ne anlam yüklediğimiz önemli olan, kendimle her yalnız kalışımda aklıma geliyor iplerini tutamadığım uçarı kalmış düşünceler. Benim anlamlarım neler?
Ateşi seven, yüreği sürtük ve kuralsız kadınlardan mıyım?
Evet öyleyim…
Mecbur muyuz metropoldeki tutsak yaşamlara, mecbur mu kadınlar toplum tarafından prangalanmaya?
Ne demiş Nietzsche " beni öldürmeyen acı, güçlendirir."