gidemezdim... boynu bükük batmakta olan bir güneşi arkamda yalnız bırakamazdım, gölgelerimi ayaklarımın altında çiğneyerek yürüyemezdim bana yeni kucak açmış utangaç sokaklarda... kayboluşların koyu pembe dirilişlerinde kendi hüznümün koluna girerek, biraz da gülümseyerek insanlara, "beni merak etme anne" dedim içimden. görüyorsun tek başıma buradayım, tek başıma geldim, tek başıma geziyorum, tek başıma tanışıyorum insanlarla... artık büyüdüm ben, beni merak etme anne. sizinle yaşamayacağım, o bilindik ve yaldızları çabucak düşen mutlu fotoğraf karelerinin kaçında var olacak senin kızın? kimse hak ettiği rolu almıyorsa eğer, ona verilen rolu hak etmelidir. ben de hak ediyorum işte. gülüşlerimin kahkahaları renkli, bakışlarım hala alev dolu. mart ayının ilk güneşine karşı yürüyorum eriyorsa saçlarım, zehirli düşüncelerimin yok olması içindir. hatırlar mısın, ayşegül dört mevsim kitabı vardı, bahar mevsimi mart ayıyla başlardı, "mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır" yazmışlardı. bir resim vardı o sayfada üzerinde bir kiraz ağacı pembe bir balo kıyafeti giymiş gibi çiçekler içinde.. bahçemizde de vardı bir kiraz ağacı yüksekliği evin boyunu bile geçmişti, sonra bir sene eve bir geldin okuldan akşamüzeriydi, ağaç yok! ağlamıştın, ağacın öldüğünü, o yüzden kestiklerini anlattılar.. kabullenmiştin ama her bahar başlangıcında içinin acımasını bir türlü kabullenemedin değil mi...oysa daha ne hayaller vardı kiraz ağacının dalları arasında...
daha ne gülüşler vardı kulağına küpe olarak astığın kirazların mutluluğunda...
anma töreni düzenledim bugün içimde, artık sadece çocukluk günlerimdeki hayaliyle capcanlı yaşayan kiraz ağacıma....
ve yukarıdaki fotoğraf... bir akşam vakti antalyada adını bilmediğim bir parkta hüzünlerin beden bulmuş şekline benzetildiği için tarafımdan çekilip sonsuzluğa taşınmıştır...