Cumartesi, Şubat 25, 2006







sıkılmışım, bunalmışım..
kendimi sokağa atmışım, çanta bile almadan. gideceğim yeri ayaklarım benden daha iyi biliyorlar. kumsala gidiyorum. aklımda yürüyerek tüm düşüncelerimin, tüm hislerimin önüne geçmek fikri. böylece onlar benden geride kalacaklar ve beni rahatsız etmeleri sona erecek böylece. hızlanıyorum, yürüyorum zevk alarak her soluğun keyfini çıkararak sanki son nefesimmiş gibi hissederek gülüyorum. ara sokaklardan falez otelinin önündeki kapıdan giriyorum, dağları görmeliyim bir an önce. bana güven veren, bana yaşamın sırlarını bir çırpıda kulağıma fısıldayacakmış gibi göz kırpan kocaman dağlara ve yanıbaşında mahsun bir sevgili edasıyla aşık olduğu adamı bırakmak istemeyen ve sabırla onu gözeten kadınlar gibi usulca uzanan denize bakıp kendimden geçiyorum.
manzarayı yukardan gören bir çay bahçesine oturuyorum. yanımda ne cd çalar var ne de bir kitap. önce elim ayağıma dolanıyor sonra rahatlıyorum, kimse yok etrafta diye.
sadece dakikalarca manzaraya bakıyorum, bu kentin sakinliğinin huzur verici ferahlığına sığınıyorum.
garsondan önce masama bu yukarıdaki şirin kedi geliyor ve sanki hatrımı soruyormuş gibi tam karşıma kuruluyor, gülüyorum.
sanırım iki saat kadar oturuyorum orada, insanların ,kuşların seslerini dinliyorum; üşüten rüzgarın bana Akdenizin kokusunu taşıdığını fark ederek keyifle, kendime sarılarak hiç bir şey düşünmeden yalnızca manzaraya dalıp gitmek tüm sinirlerimi yatıştırıyor.
yaşadığımı hissediyorum
gülümsüyorum....