Perşembe, Mart 02, 2006

gri bir gökyüzüne inat, ben neşeliyim bugün. bu fotoğrafın içinde eriyip gidiyorum, kayboluyorum. o anki huzuru yeniden yaşamaya çalışıyorum kendimce.
çocukluğumda süt dişlerim ne zaman sallansalar hemen dişçimiz mustafa abiye giderdik ve ben ağlaya zırlaya bir daha asla oraya adımımı atmayacağıma dair yeminlerimle her seferinde sallanan dişlerimi çektirirdim. önce mavi bir sprey sıkardı ağzımın içine, sonra da dondurucu korkunç spreyden sıkardı. sanırdım ki beynim donuyor, ölüyorum. paniklerdim bir yandan da dişimin çekilişine meraklı meraklı bakardım aynadan. en çok da karşı duvardaki saate dalıp giderdim yelkovan ve akrebinin arasına sokardım kendimi.
şimdi bu konuya nereden geldi bu deli demeyin lütfen, elbet bir sebebim var :) maalesef yarın hayatımda en sondan bir önceki kez dişçi mustafa abime gidiyorum. yirmilik dişimi çekecek bu sefer. şükrediyorum otuzluk ve kırklık dişleri çıkartmıyoruz diye. birkaç ay sonra diğer yirmilik dişim çekilecek ve sonra bir daha oraya gitmeme gerek kalmayacak (en azından diş çekimi için)
evde ayaklarımı dinlendirerek geçiriyorum zamanımı ve bir de düşünerek. aslında bir paradoksun içinde bocalarken yakalıyorum her seferinde kendimi.
yolda yürürken insanların gözlerine bakıyorum, içinde bulundukları durumlara dair kendimce tahminler yürütüyorum bazen. yılmışlar çoğu sanki. insan yaşamaktan sıkılabilir mi? babam sıkıldığını söylemişti ve kanım donmuştu bu cümleyi duyar duymaz.
almanyada dört milyon üzerinde insanın okuma ve yazma bilmediğini de alman tv kanallarını izlerken öğrendim çok şaşırdım... !
şimdi konsantre olmalıyım yarın tüm çocukluk anılarım depreşir dişçi koltuğunda... özlemiştim zaten mavi spreyin tadını yaa :)