
ne mavi sprey vardı, ne de donduran sprey...
korkunç bir iğne ve çilek tadında bir merhemle uyuşuverdi işte. karşımdaki lambalı aynadan ağzımın içini görüyorum, korkuyorum, gözlerimi kapıyorum. gözlerimi açtığımda karşı duvardaki "galaxy" marka saatin akrep ve yelkovanı arasında sıvışmış bir halde buluyorum kendimi. aklıma dünkü yazım geliyor, gülüyorum içimden. ayaklarıma,bacaklarıma bakıyorum artık neredeyse dişçi koltuğuna büyük geliyorum. sahi ben kaç yaşından beri geliyorum buraya :) anlatacak ne çok şeyim var diş maceralarım hakkında. en sonunda mustafa abi " bunları nerede büyütüyorsun yaaaw" dedi ağzımdan çıkan kocaman dişe bakarak. evet kocamanlar, diş perileri bana daha büyük hediyeler getirmeliydiler.ama ben her zamanki mütevaziliğimle bana verilenleri kabullendim sanırım.
kabullenme demişken,
dinginlik içinde hiçbir tepki veremeden yaşıyorum. kızıyorum ama kızma taklitinden öteye geçmiyor yaptıklarım, üzülemiyorum, acıyamıyorum, ağlayamıyorum, sevinemiyorum, şaşıramıyorum...vs.
bir sahnede amatörce rol yapıyor gibi görünüyorum. gerçekte ne yaptığımı ise hiç bilmiyorum. havalar güzel mi, güzel olsun bana ne! kimse el ele tutuşmasın diyor benim kanki, olur dedim söyleriz tutuşmazlar, kapa gözlerini de görme onları. umursamazlıkla, bir hastalıktan yeni kurtulmuş bir insanın dünyayı kabullenme ve şükretme hali içinde gelip gitmekteyim.
terazi burcu insanları böyledir işte azizim. sanatçı, artist, karmaşık ruhlu insanlarız. dünyaya kendimizi kanıtlama ve ifade etme meydanı tarzıyla yaklaşıyoruz. ince ruhluyuz, dünya güzelliklerle dolu olmalı, çirkin olan herşeye karşıyız. aşka bağımlıyız...
bu fotoğrafta manyak serçeler bir anca oturduğum bankın beş adım ötesindeki o yere üşüştüler, bedenlerini, kanatlarını yere sürtmeye başladılar birkaç tanesi yanıma kadar geldi bana baktılar sanki. ben de dayanamayıp çektim onları. serçeler çok tatlı kuşlar minicikler. bizim bahçede de çok vardır.
dahil olmayın bana. istemiyorum hiç birinizi... halam " üniversitede yalnız olmak sence de biraz tuhaf değil mi?" diye usulca sorarken benim içimden dalgalar yıkma faaliyetine geçmişlerdi. "okuldaki herkes fındık beyinliyse, hiçbiri dikkatimi çekmiyorsa, hiçbiri benim paralelimde değilse.. benim suçum mu, benim eksikliğim mi oluyor?" dahil olmayın bana o kadar.
grup halinde eğlenmeyi sevmiyorum, sevmiyorum discoları, barları , partileri, paranızı, varlıklarınızı sevmiyorum. hatta sevmemenin ötesine geçeyim, nefret ediyorum! tekilim ben, tek kişilik yatağıma tek kişilik kalbimi ve ruhumu sığdırıyorum her gece, fazlasınız bana. tekil nefeslerimle tekil yaşamımımda yeriniz yok.
neyse umursamazlık pelerinimi alıp yazıma burada son veriyorum.
bencilliğime yeni zaferler kazandıran kendimi beğenmiş halimden hiç ödün vermeden..